Prof. Dr. Zakir Avşar: ''Trump ve fırtına öncesi sessizlik söylemi neyi ifade ediyor?''
Oto Haber Mayıs 21, 2026 0Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, kaleme aldığı ”Trump ve fırtına öncesi sessizlik söylemi neyi ifade ediyor?” adlı yazısında çeşitli değerlendirmelerde bulundu.
Prof. Dr. Zakir Avşar: ''Trump ve fırtına öncesi sessizlik söylemi neyi ifade ediyor?''
Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar’ın ”Trump ve fırtına öncesi sessizlik söylemi neyi ifade ediyor?” başlıklı köşe yazısında şu ifadelere yer verdi:
”ABD Başkanı Donalt Trump’ın dış politika dili, mesajları genel olarak aşkın bir şiddet içeriyor. Trump dış politika söz konusu olunca tehdit ve şantaj ihtiva etmeyen bir cümle kurmuyor. Mutlaka çok üstenci bir yaklaşımı benimsiyor…
Nitekim ABD, İsrail – İran savaşı başladığından beri de İran’a yönelik mesajlarının şiddeti her seferinde büyük ve dünyayı değiştirecek gelişmelerin habercisi gibi düşünülüyor, beklentiler ve tedirginlikleri tetikliyor…
Donald Trump’ın son yaptığı yapay zeka görseline iliştirilmiş İran’a yönelik yeni tehditleri içeren “fırtına öncesi sessizlik” ifadesi de ateşkes sürerken yeni büyük savaş beklentilerini de uyandırdı…
Trump’ın ağzından çıkan bu türden ifadeler ilk bakışta çarpıcı siyasi sloganlar ya da medyaya dönük dramatik bir çıkışlar gibi algılanabilir. Ancak uluslararası ilişkiler teorisi açısından değerlendirildiğinde, bu tür ifadeler çoğu zaman tesadüfi değildir; belirli bir stratejik mantığın parçasıdır.
Özellikle Trump gibi dış politikayı kurumsal diplomasi kadar kişisel liderlik performansı üzerinden de yürüten bir aktör söz konusu olduğunda kullandığı metaforlar retorikten çıkıyor, kriz yönetiminin bir aracına dönüşüyor.
Bu nedenle söz konusu açıklamayı anlamak için uluslararası ilişkiler literatüründe yer alan zorlayıcı diplomasi, caydırıcılık ve uçurum siyaseti gibi kavramsal çerçevelere bakmak gerekiyor.
Trump’ın siyaset yapma tarzı ABD başkanları arasında oldukça ayırt edici bir örnek oluşturuyor. Geleneksel Amerikan dış politikası çoğunlukla kurumsal akıl, bürokratik süreçler ve öngörülebilir diplomatik söylem üzerine inşa edilirken Trump bu yapıyı kişiselleştirdi.
Trump yaklaşımında devletlerarası ilişkiler, çoğu zaman normatif düzen arayışı veya uzun vadeli istikrar stratejisinden ziyade güçlü tarafın karşı tarafa üstünlük kurduğu yüksek riskli bir pazarlık alanı olarak belirginleşiyor.
Bu nedenle dış politika dili de klasik diplomatik ifadelerden farklı olarak, belirsizlik, psikolojik baskı ve dramatizasyon içeriyor.
[eii post_id=”63820″ theme=”1″]
Trump’ın daha önce kullandığı “ateş ve öfke”, “en yüksek düzeyde baskı” ya da şimdi yeniden gündeme gelen “fırtına öncesi sessizlik” gibi ifadeler, bu yaklaşımın tezahürüdür. Burada amaç karşı tarafın tehdit algısını yükselterek karar alma süreçlerini etkilemektir.
Bu noktada en temel kavramlardan biri zorlayıcı diplomasi, bir devletin başka bir devleti doğrudan savaşa girmeden, ancak savaş tehdidini inandırıcı biçimde masada tutarak davranış değiştirmeye zorlamasıdır.
Burada güç kullanımı fiilen gerçekleşmeyebilir. Önemli olan karşı tarafın bu ihtimali gerçek kabul etmesidir. Başka bir ifadeyle, savaşın kendisi değil savaş ihtimalinin siyasi baskı aracına dönüştürülmesidir. Trump’ın açıklaması da bu bağlamda okunabilir. “Fırtına öncesi sessizlik” gibi belirsiz ama tehditkâr bir ifade Washington’un askeri seçenekleri değerlendirdiği izlenimini doğurmaktadır…
Trump’ın bu yöntemi tercih etmesinde kişiliğinin rolü büyük. Trump siyasal iletişiminde öngörülemezliği stratejik avantaj olarak kullanan birisi. Rakiplerinin onun hangi noktada blöf yaptığını, hangi noktada gerçekten harekete geçeceğini tam olarak kestirememesi, Trump için bir güç unsuru. Bu yaklaşım, oyun teorisi ve güvenlik çalışmaları içinde “riskin manipülasyonu” olarak tanımlanır. Lider, kontrolü kısmen belirsiz bırakarak karşı tarafın daha yüksek bir tehdit algısı geliştirmesine yol açar. Trump’ın dış politika pratiğinde bu durum sıkça görülür; özellikle sosyal medya üzerinden yaptığı ani ve sert açıklamalar, rakip aktörlerin kısa vadede aşırı temkinli davranmasına neden olabilir.
Ancak durum zorlayıcı diplomasiyle sınırlı değil. Trump’ın söylemi aynı zamanda caydırıcılık ve uçurum siyaseti kavramlarını da içeriyor. Caydırıcılık, bir aktörün karşı tarafı belirli bir eylemden vazgeçirmek için tehdit oluşturmasıdır. Amaç çatışmayı başlatmak değil, tam tersine çatışmayı başlamadan önlemektir. İran’a “Amerikan üslerine ya da müttefiklerine saldırırsan ağır karşılık veririm” mesajı veriyorsa, bu klasik caydırıcılıktır. Buradaki hedef statükoyu korumaktır. Trump’ın söyleminde bu unsur açık biçimde mevcut görünüyor…
Buna karşın uçurum siyaseti, yani brinkmanship, daha farklı ve daha riskli bir stratejik mantığa dayanır. Uçurum siyaseti, krizi bilinçli biçimde savaş eşiğine kadar taşıyarak karşı tarafı geri adım atmaya zorlamaktır. Burada krizin tırmanmasına izin verilerek rakibin korku eşiği zorlanır. Trump’ın “fırtına öncesi sessizlik” söylemi tam da bu nedenle dikkat çekicidir. Çünkü bu ifade savunmacı bir uyarının ötesinde yaklaşan daha büyük bir gelişmeye dair bilinçli belirsizlik üretmektedir. Bu belirsizlik, İran’ın mevcut askeri kapasiteyle birlikte Trump’ın ne kadar ileri gidebileceğini de hesaplamasını gerektirir. Böylece kriz, savaş başlamadan savaşın eşiğine taşınmış olur. Bu durum, klasik uçurum siyaseti örneğidir.
Bu denklemin karşı tarafında yer alan İran’ın davranışı tamamen farklı bir stratejik mantıkla şekilleniyor. Iran, ABD ile doğrudan konvansiyonel bir savaşta simetrik güç kapasitesine sahip olmadığını bilmektedir. Bu nedenle güvenlik doktrini uzun yıllardır asimetrik caydırıcılık üzerine inşa edilmiştir. İran’ın temel yaklaşımı, kendisine yönelik saldırıyı engellemek için eşit askeri güç üretmek değil, saldırının maliyetini tüm bölgeye yaymaktır. Hürmüz Boğazı üzerindeki baskı kapasitesi, bölgesel vekil milis ağları, füze sistemleri ve enerji hatlarına yönelik tehditler bu stratejinin parçasıdır. İran’ın amacı, doğrudan zafer kazanmak değil; rakibin askeri, ekonomik ve siyasi maliyet hesabını ağırlaştırmaktır. Kısacası İran, Trump’ın stratejisine şerbetlendi ve “kontrollü direnç” uyguluyor, tam geri çekilme yok ama doğrudan büyük savaşı tetiklemeye de girişmiyor… Bu sayede ABD’yi sürekli öngörülemez maliyetlere tabi tutuyor, rejiminin meşruiyetini koruyor, bölgesel vekil ağlarını canlı bir şekilde devrede tutuyor…
Dolayısıyla Trump ile İran arasındaki mevcut gerilim, basit anlamda savaş tehdidi olarak okunmamalıdır. Şu ana kadar gördük ki, Trump tehdit ve şantajını yüksek sesli ve dramatik söylemle yapıyor, İran ise maliyet artırıcı şekilde karşılık veriyor.
Trump’ın açıklaması bu çerçevede değerlendirildiğinde, asıl mesele savaşın yeniden alevlenmesinden ziyade durumun nasıl yönetildiğidir. Trump’ın kişiliği, öngörülemezliği ve gösteri siyasetine yatkınlığı, bu stratejiyi daha görünür ve dramatik hale getiriyor. İran ise doğrudan karşı koymak yerine, asimetrik caydırıcılıkla bu baskıyı dengelemeye çalışıyor. Sonuçta ortaya çıkan tablo Trump’ın savaş söylemini bilinçli biçimde canlı tuttuğu, yüksek riskli ama kontrollü bir kriz düzenidir. Bu nedenle “fırtına öncesi sessizlik” ifadesi durumun jeopolitik pazarlıkta araçsallaştırıldığı bir dönemi anlatıyor gibi…”