Prof. Dr. Zakir Avşar: ''İncel meselesi inceldiği yerden kopsun mu?''

0

Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, kaleme aldığı ”İncel meselesi inceldiği yerden kopsun mu?” adlı yazısında çeşitli değerlendirmelerde bulundu.

Prof. Dr. Zakir Avşar: ''İncel meselesi inceldiği yerden kopsun mu?''

Prof. Dr. Zakir Avşar: ''İncel meselesi inceldiği yerden kopsun mu?''

Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar’ın ”İncel meselesi inceldiği yerden kopsun mu? ” başlıklı köşe yazısında şu ifadelere yer verdi:

”İnsanlık, tarihin hiçbir döneminde bugünkü kadar birbirine teknik olarak bağlı olmadı ve hiçbir dönemde bugünkü kadar psikolojik, duygusal ve toplumsal olarak yalnızlaşmadı.

Dijital ağlar gezegeni örerken, insan ilişkileri çözülüyor. Sosyal medya bireylere görünürlük verirken aidiyet duygusunu zayıflatıyor. İletişim araçları arttıkça iletişim azalıyor…

Özellikle genç kuşaklarda gözlenen derin yabancılaşma bireysel bir psikoloji sorununun ötesinde toplumsal düzeni, siyasal istikrarı ve kültürel sürekliliği etkileyen yapısal bir medeniyet problemine dönüşmekte.

Son yıllarda dünya literatüründe yoğun biçimde tartışılan, pek çok müessif hadise ile günyüzüne çıkan ve dikkatleri celbeden “Incel” fenomeni bu kırılmanın en uç ve en rahatsız edici semptomlarından biridir. “Involuntary Celibate” yani “istemsiz bekâr” kavramı başlangıçta romantik ilişki kuramayan bireylerin deneyimlerini paylaşmak amacıyla ortaya çıkmış olsa da, zaman içinde özellikle dijital platformlarda kadın düşmanlığı, nihilizm, aşırı öfke, toplumsal nefret ve şiddet eğilimleriyle ilişkili radikal bir alt kültüre dönüşmüştür.

Elbette bu olguyu “kadın düşmanı internet grupları” şeklinde ele almak büyük bir indirgemecilik olur. Burada görülen, modern toplumun derin sosyolojik ve psikolojik krizlerinin yoğunlaşmış bir tezahürüdür.

Bugünün genç erkekleri, tarihsel olarak benzersiz bir kimlik boşluğu içinde büyüyor. Geleneksel toplumlarda bireyin kimliği büyük ölçüde aile, mahalle, sınıf, meslek, din ve kültürel aidiyetler üzerinden şekillenirdi. İnsan kendisini büyük bir bütünün parçası olarak hissederdi. Modern toplum ise bireyi özgürleştirirken aynı zamanda yalnızlaştırdı. Artık birey, kimliğini kendi başına kurmak zorunda. Fakat bu özgürlük, psikolojik dayanıklılığı yüksek olmayan bireylerde ağır bir yönsüzlük duygusu üretiyor. Özellikle erkeklik kimliği bu dönüşümden ciddi biçimde etkilenmiş durumda.

Sanayi toplumunun klasik erkek modeli üretici, koruyucu ve otorite figürüydü. Ancak post-endüstriyel toplumla birlikte bu rol aşındı. Geleneksel iş alanları daraldı. Aile yapısı dönüştü. Kadınların eğitim ve ekonomik hayattaki yükselişi son derece doğal ve tarihsel olarak gerekli bir gelişmeydi fakat bu dönüşüm sırasında erkek kimliğinin nasıl yeniden tanımlanacağı konusunda ciddi bir kültürel boşluk oluştu.

Birçok genç erkek artık kendisini neye göre değerli hissedeceğini bilmiyor. Başarı kriterleri sürekli yükseliyor, ekonomik eşitsizlik büyüyor, sosyal rekabet dijital platformlar üzerinden görünür hale geliyor. Günümüz dünyasında milyonlarca genç erkek, hem ekonomik hem romantik hem de psikolojik düzlemde yoğun bir yetersizlik hissi yaşamaya başlıyor.

Bu noktada dijital kültür belirleyici hale gelmiş durumda… Sosyal medya iletişim teknolojisi olmaktan ibaret değil,  ne yazık ki gerçekliği algılama biçimimizi dönüştüren devasa bir psikolojik mimari görünümünde.  Algoritmalar insanın en ilkel duygularını farkediyor ve sömürüyor… Öfke, kıskançlık, korku, arzu ve dışlanma hissi gibi duygular dikkat üretiyor… Dikkat ise dijital ekonominin temel sermayesi ve kişi, farkında olmadan sürekli olarak kendi eksiklikleriyle yüzleştiği bir psikolojik arenaya sürükleniyor. Daha zengin bedenler, daha güzel yüzler, daha mutlu ilişkiler, daha başarılı hayatlar, daha “kusursuz” insanlar ekranlarda sürekli yeniden üretiliyor. İnsan kendi hayatını gerçeklikle değil, algoritmik vitrinlerle kıyaslamaya başlıyor.

Özellikle genç erkekler açısından bu durum ağır sonuçlar doğurmaktadır. Romantik ilişki deneyimsizliği, sosyal beceri eksikliği ve ekonomik başarısızlık duygusu dijital ortamda kolektif bir öfkeye dönüşebilmektedir.

İnternetin anonim yapısı, bireyin normal şartlarda ifade etmeyeceği düşünceleri radikalleştirmesine imkân tanıyor. Böylece yalnızlık, zamanla ideolojik bir kimlik haline geliyor. Kişi, dünyanın kendisine haksızlık yaptığına inanan bir aidiyet topluluğunun parçasına dönüşüyor…

[eii post_id=”64431″ theme=”1″]

Bu süreç “dijital radikalleşme”yi üretiyor. Keza, bu mekanizma, klasik aşırılıkçı örgütlerin psikolojik yöntemleriyle dikkat çekici benzerlikler taşıyor. Önce bireyin kırılganlığı tespit ediliyor, yalnızlık, başarısızlık, dışlanma hissi gibi… Ardından bu bireye bir açıklama sunuluyor, “Sorun sende değil, sistemde.” Sonrasında bir düşman tanımlanıyor, kadınlar, elitler, toplum, göçmenler, belirli etnik veya kültürel gruplar. Nihayetinde bireyin öfkesi organize bir ideolojik forma dönüştürülüyor.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken kritik bir nokta sorunun temelinde cinsellik değil, anlam kaybı bulunmasıdır. Modern insan romantik ilişki eksikliği ile birlikte ontolojik bir boşluk yaşıyor. Hayatın amacı, bireyin değeri, toplumsal rolü ve geleceğe dair umudu belirsizleşiyor. Başarısızlık ahlaki bir kusur gibi algılanıyor. Böyle bir düzende başarısız hisseden bireyler kolaylıkla kendilerinden nefret etmeye başlıyor.

İnsan sosyal bir varlıktır. Sürekli dışlanmış hisseden bireylerde stres sistemleri değişir; öfke kontrolü zayıflar; gerçeklik algısı bozulabilir. Özellikle ergenlik çağında yaşanan yoğun sosyal reddedilme deneyimleri, ilerleyen yaşlarda radikal ideolojilere yatkınlığı artırabilmektedir.

Bütün bunların yanında ekonomik yapı da son derece belirleyicidir. Dünya genelinde genç kuşaklar tarihsel bir güvencesizlik dönemine girmiş durumda. Barınma krizi, işsizlik, gelir eşitsizliği, borçluluk ve sosyal hareketliliğin azalması, özellikle genç erkeklerde ciddi bir statü kaybı hissi oluşturmaktadır. Tarih boyunca erkeklik büyük ölçüde “gelecek kurabilme kapasitesi” ile ilişkilendirilmişti. Bugün ise milyonlarca genç erkek geleceğini kuramayacağını düşünüyor. Bu duygu, romantik başarısızlıkla birleştiğinde yoğun bir toplumsal öfkeye dönüşebiliyor.

Eğitim sistemleri çocuklara akademik bilgi veriyor, duygusal dayanıklılık, ilişki kurma becerisi, dijital farkındalık ve psikolojik öz-denetim konusunda yetersiz kalıyor. Aile yapıları parçalanıyor, onların yerini dolduracak yeni toplumsal dayanışma biçimleri geliştirilemiyor. Gençler ekranlarla büyüyor, gerçek topluluk deneyimleri yaşamıyor. Spor kulüpleri, kültürel merkezler, mahalle ilişkileri, kolektif aidiyet alanları zayıflıyor. İnsanlar aynı şehirlerde yaşıyor, birbirlerinin hayatına dokunmuyor, dokunamıyor.

Bunun sonucunda dijital topluluklar modern insanın yeni kabilelerine dönüşüyor. Bu kabileler çoğu zaman gerçek dayanışma üretmiyor, ortak öfke üretiyor. Ortak nefret sahte bir aidiyet hissi doğuruyor. İnsan kendisini ilk kez “anlaşılmış” hissediyorsa da bu anlayış iyileştirici değil, yıkıcı oluyor.

Önümüzdeki yıllarda bu mesele daha da büyüyecek gibi görünüyor, zira yapay zekâ, sanal gerçeklik ve algoritmik kişiselleştirme teknolojileri insan psikolojisi üzerindeki etkileri daha da derinleştirecek.

İnsanlar giderek daha fazla dijital evrenlerde yaşayacak gerçek sosyal bağlar daha da zayıflayabilecek. Eğer toplumlar bu dönüşüme hazırlıklı olmazsa yalnızlık salgını geleceğin en büyük halk sağlığı ve güvenlik krizlerinden biri haline gelebilir.

İnsan görülmek, değerli hissetmek, bağ kurmak ve anlamlı bir hayat yaşamak isteyen bir varlıktır. Bu ihtiyaçlar karşılanmadığında, teknolojik ilerleme toplumsal çürümeyi engelleyemez.

Yalnızlık, aidiyetsizlik, değersizlik hissi ve dijital yabancılaşma, modern toplumların derin fay hatlarını oluşturmaktadır. “Incel” gibi hareketler ise bu fay hatlarının yüzeye çıkan sert kırıklarıdır. Bu nedenle meseleye suç, internet kültürü veya marjinal gençlik hareketi olarak bakmak yetersizdir. Burada aslında modern medeniyetin insan üretme biçimi sorgulanmalıdır…

İnsanın yalnızlaştığı bir dünyada, toplumlar teknik olarak gelişebilir; fakat kültürel olarak çökmeye başlayabilir.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir